Ömer Özcan

 

Uzun kamu görevim süresinde Türkiye’nin yakın komşularında görev yapan farklı bakanlık mensuplarının alanlarıyla ilgili olarak yazdıkları raporları merak ettim. Bu ülkelerde bulunan son derece değerli, birikimli görevliler elbette tecrübelerinden kaynaklanan tespit ve tavsiyelerini üst makamlara aktarmışlardır. Süreç içinde bunlardan istifade edilerek problemli konulara rahatlama getirildiğini ümit ederiz. Kısa süreli dış göreve gidenlerin de dönüşlerinde gözlemlerini raporlaştırması geleneğine eskisi kadar önem verilmemektedir. Bünyesindeki kalabalık Türk nüfusu barındıran Irak’ta soydaşlarımızın bir türlü huzurlu bir ortamda bulunmamaları iç politikadaki çalkalanmalardan kaynaklandığı muhakkaktır. Bu hususu göz ardı etmemekle birlikte soydaşlarımızın sıkıntılarının en aza indirilmesinin mümkün olabileceğini düşünmemek elde değildir. Ülkemizin istihbaratının en tepesindeki iki sorumlu, Irak’ta kraliyet yönetimi döneminde Türk büyükelçisi olarak peş peşe görev yapmışlardır. Hariciyecilerimizin olabilecek dikkat eksikliklerini önemli bir zaman dilimi içinde Bağdat’ta görev yapan bu elçilerimizin hangi ölçüde giderdiklerini, ne gibi tekliflerde bulunduklarını dışişleri arşivinin incelemeye açılmasıyla öğreneceğiz.

Irak’ta Baas rejiminin iş başına geçtiği ve hâkimiyetinin temellerini attığı dönemde buraya herhalde kısa süreli inceleme görevi ile giden, ismini bilmediğimiz Kültür Bakanlığı yetkilisinin yazdığı raporu önemli bir vesika olarak neşretmeyi uygun gördük. Görevlinin örneğini çokça gördüğümüz turistik gayeli, aldığı harcırahı kullanmadan yanında getirmeyi düşünenlerden olmadığı anlaşılıyor. Raporundaki tespitler, kültür hayatımızı, tarihimizi iyi bildiğini gösteriyor. Kültür sektöründe görev yapan şahıslarla ilgili tespitleri de tarafsız gözle yapılmıştır ve isabetlidir. Bir kısmını bizzat tanıdığımız bu görevlileri milli hassasiyeti olan kesimler de iyi bilmektedirler.

Raporda isimleri geçen ve ekseriyeti rahmetli olan kişilerle ilgili dipnot halinde küçük açıklamalar yaptık. Raporun üzerinde tarih bulunmamakla birlikte 1976 yılı başında kaleme alındığı tahmin edilebilir. Kültür Bakanlığı’ndan Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderilen rapor, 13.2.1976 tarihli bir üst yazı ile Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’na aktarılmıştır. Bu aktarma raporda Irak’ta okuyan öğrencilerin muadeleti hususu kurulu ilgilendirdiği için bu aktarma yapılmıştır. Cumhuriyet döneminde dini öğretim kurumlarının yaygın olmadığı tarihlerde çocuklarını bu yönde yetiştirmek isteyen velilerle, ülkemizde çok az sayıda bulunan Caferi inançlılar ihtiyaç duydukları elemanların yetişmesini sağlamak üzere Mısır, Suriye ve Irak’a gayri resmi yollardan öğrenci göndermişlerdir. Bu öğrencilerin aldıkları eğitimin denkliği uzun yıllar kabul edilmemiştir. Bunun ötesinde Türkiye’de okuyan bölge öğrencilerinin diplomalarının ülkelerinde kabulünü güçleştiren ilgili makamlarla ikili görüşmeler yapmak ve haklarını takip etmekte bir noktada Talim ve Terbiye’nin görevidir.

                        

 

TÜRK-IRAK KÜLTÜR ANLAŞMASI VE TATBİKATININ UMUMÎ DURUMU

30 yıl kadar önce Kraliyet devresinde başlayıp, muhtelif zamanlarda yapılan ilaveler ve yenilikler ile bugüne kadar istenen neticeyi veremiyen ve bu anlaşmanın hâlihazırdaki durumunu tespit etmeyi çalışalım. Kültür anlaşması muvacehesinde Türkiye’de Edebiyat Fakültelerinde bulunan Arap Dili ve Edebiyatı bölümlerinin muadili olması lazım gelen Bağdat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünün kuruluşu ancak dördüncü yılına girebilmiştir. Bu sene ilk mezunun verecektir. Bu bölüm müstakil olmayıp, Şark Dilleri (Farsça, İbranice ve Türkçe kısımlarını ihtiva eder) bölümü içinde yer almaktadır. Yeni müstakil bir bölüm değildir. Yıllarca önce kurulduğu söylenen fakat hakikatte 1972-1973 ders yılında Bağdat Üniversitesi’ne vazifeli olarak gönderilen İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Doçenti Necmettin Hacıeminoğlu[1] tarafından kurulmuştur. Ayrıca bölüm içindeki bu kuruluşun programı, derslerinin tanzimi tamamen onun tarafından isabetli bir şekilde hazırlanmıştır. Fakültenin Kılavuzu içinde dersler ve program mevcuttur. Ancak bu gün idareciler tarafından bu hususların kısmen değiştirilmesine gidilmek istenmektedir. Şimdilik bu durum önlenmiştir. Kısım, Camiât-ı Bağdat Külliyet’ül-Dirâsatü’ş-Şarkiyye (Bağdat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Şark Dilleri Bölümü) içinde yer almaktadır. Ancak çevreden edindiğimiz kanaate göre yeni teşkil edilmekte olan Mustansiriyye Üniversitesi (Bağdat’tadır) geliştirilerek, Bağdat Üniversitesi içindeki hükümetin siyasetine uygun elemanlar Mustansiriyye Üniversitesi’ne nakledilerek, diğer elemanlarıyla birlikte Bağdat Üniversitesi’nin ve bu arada Külliyetü’l-Âdab Dirâsatü’ş-Şarkiyye bölümleri kaldırılacak, talebeleri de bu yeni üniversiteye aktarılacaktır. Bu meyanda Şark Dilleri Bölümü içinde yer alan Türk Dili ve Edebiyatı Kısmı da kaldırılacak olan kısımlar arasındadır. Bunun ilk emareleri şöyledir; yeni üniversitenin birçok bölümlerinin teşkili sırasında hem muhteva ve hem de eleman bakımından siyasete uygun olanlar bu yeni kuruluş içinde toplanmaktadır. Buna mukabil uygun olmayanlar ise Külliyetü’l-Âdab’ın bünyesinde birleştirilmektedir. Bu münasebetle yeni üniversite içinde yer alan Terbiye Fakültesi (Külliyet’ül-Âdab’ın yerini alacak olan Fakülte) teşkilatlanmasını tamamlar tamamlamaz Bağdat Üniversitesi’ne bağlı Külliyetü’l-Âdab bütünüyle kaldırılacaktır. Bunun için uygun olanlar Terbiye Fakültesi’nin bünyesinde toplanırken geçen seneye kadar Türkiye’deki İlahiyat Fakültesi’nin muadili durumunda olan fakülte iptal edilerek, Külliyetü’l-Âdab bünyesi içinde Din Kısmı adı altında bir bölüm haline getirilmiştir. Zira, buradan yetişen talebeler esas itibariyle Sünnî din adamları oldukları için Türkiye’ye yakınlık duymaktadır. Devletin umdeleri olan “El-Vahde’ El-Hüriyye ve El-İştirakiyye”, iktidarda olan Arap Sosyalizminin (yani Baas) temelini teşkil etmekte ve esas itibariyle Şi’a unsura dayanmaktadır.

Yeni yetişmekte olan Arap gençliği “El-Sevre” yâni ihtilâl nutukları ve felsefesi içinde yetişmekte ayrıca sömürgecilik edebiyatı ile birlikte (sömürgeci olarak Türkleri ve İngilizleri tanımaktadırlar) yetiştirilmektedir.

Bölümde halen, dördüncü sınıfta 4, üçüncü sınıfta 12, ikinci sınıfta 32 ve birinci sınıfta 10 talebe vardır. Yekûn 58 kişi olup, bunlardan 18 i Türk, geri kalanı Arap, Kürt, Nasturî, Yezidi ve Ermenilerdir.

Öğretim üyesi kadrosunun Türkiye tarafından devamlı olarak beslenmesi zaruridir. Gönderilecek öğretim üyelerinin bu hususta malûmattar olmaları da gerekmektedir. Bu bölümden mezun olanlara Türkiye’de imkânlar tanınarak, doktora veya master yapmaları temin edilmelidir. Bunun en mühim faydası bu elemanlar fikriyatları ne olursa olsun yetiştikleri ocağın müdafaasını memleketlerine döndüklerinde yapacaklardır. Türkiye menşeli, buradaki çeşitli meslek sahibi Arapların kendi ocaklarını yani yetiştikleri yerleri, meselâ İngiltere’den mezun olanlara karşı şiddetle mücadele ve müdafaa ettikleri müşahede edilmiştir. Tabiatiyle seçim yapılırken, bu talebeler arasında şahsiyetleri en uygun olanlar seçilmelidir. Ancak Türk asıllılara bu hususta öncelik tanınması gereklidir.

Türk Devleti’nin Irak’ta temin edebildiği ikinci müessese Bağdat ve Kerkük şehirlerindeki Türk Kültür Merkezleri’dir. Anlaşmanın eskiliğine rağmen kültür merkezlerinin kuruluşu da on sene civarındadır. Kültür Merkezlerimiz idareci, eleman kadroları itibariyle maalesef hem adet ve hem de kalite itibariyle bu on yıl içinde sayılı birkaç şahsa inhisar etmektedir. İsmet Parmaksızoğlu’nun[2] Bağdat Kültür Ataşeliği sırasında onun hizmeti ve gayretiyle kurulmuş olan Bağdat Türk Kültür Merkezi ve Şevket Kut kan[3] beyefendinin yine himmet ve gayretleriyle kuruluşunu temin ettiği Kerkük Türk Kültür Merkezi maalesef bu 10 yıl içinde birçok bakımlardan inkıtalara uğradığı için arzu edilen seviyeye ulaşamamışlardır. Bilhassa bu iki şahsın adı Türkmen Cemaati arasında hasretle ve hürmetle yad edilen iki isim olarak kalmıştır. Zaman zaman vazife alan ve şahsî gayretleriyle çalışan elemanların da bulundukları ekipler için de o günden bu yana yalnız kaldıkları anlaşılmaktadır. Irak’ta yaşayan 1 milyon Türk bunun ızdırabını çekmekte ve devamlı olarak bu hususu söylemektedirler. Her iki kültür merkezimizin bir an evvel asgarî onar kişilik kadro ile süratle takviye edilmeleri icabetmektedir. Bu kadronun, bilhassa genç ve enerjik elemanların gayreti, yapılan müşahedeler neticesinde yaşlı tecrübelilerden çok daha müsbet neticeler vermiştir. Gönderilecek elemanlar arasında Edebiyat ve Tarih hocaları yanında Kütüphanecilerin de dikkatle seçilmesinde büyük zaruret vardır. Zira, kütüphaneciler öğretmenlerden belki de daha fazla kültür merkezlerine gelenlerle muhatap olmaktadırlar.

Hanım öğretmenler arasında yapılan seçimlerde biçki-dikiş, nakış, çiçek gibi hususlarda kabiliyetli veya sertifikalı olanların, bilhassa Kerkük Kültür Merkezi için ehemmiyeti büyüktür. Yine öğretmenler arasında Türk klâsik musikisi, Türk halk oyunlarını öğretici olanlara yer verilmelidir. Bu hususta kılık, kıyafet, musiki âletleri, film, plâk, teyp-bandı gibi levazımata da gerekli ehemmiyet gösterilmelidir.

Kültür merkezi müdürlerinin bilhassa tarihi kültüre sahip, sosyal yönü kuvvetli, teşkilâtçı (yaşı 40’ı geçmemek üzere) ağırlığı olan elemanlardan seçilmesi gayetle mühimdir. Halihazırda her iki kültür merkezimizde kütüphane mevcut olmakla beraber kifayetsizdir. Kültür merkezi olarak Bağdat’taki 50 kişilik kadrosu ile İngiliz Kültür Merkezi ve 30’un üzerindeki mevcutları ile Fransız ve İspanya Kültür Merkezleri yanında mukayese olabilecek bir kültür merkezine maalesef sahip değiliz. Kütüphaneler bakımından ise mukayese dahi etmeğe lüzum yoktur. Zira, İngiliz, Fransız ve İspanya Kültür Merkezlerinin, yalnız kütüphanelerinde vazifelilerin adedi onar kişiden aşağı düşmemektedir. Bu hususta Ankara’daki mümasilleri üzerinde de kontrol yapmakta fayda vardır. Bizim halen Irak’ta 1 milyon soydaşımızın bulunduğu düşünülecek olursa kültür merkezlerimizin asgari yukarıdaki misaller seviyesinde olması gerekir. Ayrıca folklor oyun salonları, ses laboratuarları-musikî salonu, konferans-sinema ve teşhir salonları ve bunlar ile alakalı vazifelilerin de bulunması gereklidir.

Halen Bağdat Türk Kültür Merkezi’nde bir Kültür merkezi Müdürü ve bir de meslekten Kütüphaneci elemanımız mevcuttur. Kültür Merkezi Müdürü’nün Şubat 1976 başında vazifesi sona erecektir. Kütüphaneci arkadaşın ise vazife müddeti Mayıs 1976 sonunda bitmektedir. Mevcut Müdürün vazifesinin sona erişiyle birlikte yerine genç ve tecrübeli olan Kütüphaneci Hasan Duman’ın[4] asaleten Müdür olarak tayininde ve acilen istenilen evsafa uygun hiç olmazsa 2 Kütüphaneci ve 8 okutmanın gönderilmesinde büyük faydalar vardır. Zira Kültür Merkezi kendi kendini fesih durumuna düşecektir. Mevcut Bağdat Türk Kültür Merkezi binası, gayet kifayetsiz ve küçüktür. İstenilen evsafa uygun bir binaya acilen nakledilerek yeni Kültür Merkezi, yeni bir hava içinde canlandırılmalıdır. Ayrıca yukarıda sayılan levazımat yanında Kütüphanenin neşriyat bakımından da süratle ikmal edilmesi gereklidir.

Kültür Merkezlerimiz Kütüphaneleri hususunda, 2 yıla yakın bir zamandan beri burada vazifeli olan Kütüphaneci Hasan Duman’ın hazırladığı raporun nazarı dikkate alınmasında faydalar vardır. (Bu rapor daha önce, Kültür işleriyle görevli zamanın Devlet Bakanı Orhan Eyüboğlu’nun[5] Bağdat’ı ziyareti sırasında -Temmuz 1974- kendisine takdim edilmekle beraber, ilgili Kültür Merkezi Müdürlüğüne de verilmiş ve 1975 Martında yeni ilavelerle Kültür Merkezi Müdürlüğü, Büyükelçilik Makamı, Kültür Bakanlığı ile Irak’a vazife ile gelen Bakanlıklararası Ortak Kültür Komisyonu üyesi Orhan Bank’a ve 1975 Ağustosunda da  Dışişleri Bakanlığı Kültür Dairesi Müdürü Zeki Gönen’e de takdim edilmiştir.) Ayrıca neşriyatın isabetli seçilip, süratle buraya intikal için, kütüphanecinin vazifeli olarak çağrılması da faydalı olur. Rapor münderecâtı, Kerkük için de câridir.

Kerkük Türk Kültür Merkezi’ne gelince, bina güzel olmasına rağmen Kerkük için çok küçüktür. Son durum itibariyle bir Müdürü ve bir de okutmanı mevcuttur. Müdür Abdülhadi Güzel, 4 yıla yakın bir zamandan beri okutman ve müdür olarak büyük hizmetleri geçen, hem tecrübeli ve hem de mahalli hususiyetleri çok iyi bilen kıymetli bir elemandır. Kendisinin vazifesi Nisan 1976 sonunda 4 yıl olarak bitecektir. Muhitte çalışması ile çok iyi intiba bırakmış olan bu arkadaşın yine Irak ile alakalı daha yukarı bir vazifede değerlendirilmesinde büyük fayda vardır. Okutman Gülçin Atamer, vazifesinde gayretleri ve Kerküklü hanımlara kendisini sevdirmiş biçki-dikiş, nakış ve çiçek gibi mevzularda kurslar vererek hizmetleri geçen bir elemandır. Ayrıca okutman olarak vazifesini yapmıştır ve yapmaktadır. Kerkük Türk Kültür Merkezi’nin Kütüphanecisi maalesef yoktur ve bugüne kadar da buraya meslekten Fakülte mezunu Kütüphaneci gönderilmemiştir. İdareten, mahalli, ücretle çalışan bir eleman tarafından idare edilmektedir. Ve bu haliyle de yukarıda vermeye çalıştığımız malûmat muvacehesinde hizmetin kifayetsiz olacağı kendiliğinden ortaya çıkar.

Bu duruma göre, Kerkük Türk Kültür Merkezi’ne yine evsafa uygun bir müdür namzedinin şimdiden gönderilmesi ve müdür Abdülhadi Güzel’in tecrübelerinden onun ayrılmasından önce faydalanıp, çevreyi tanımasında zaruret vardır. Ayrıca mevcut okutman Gülçin Atamer’in vazifesinin uzatılmasında ve Kerkük Merkezi’ne ayrıca 2 Kütüphaneci, 7 tane de okutman (yukarıda bahsi geçen evsafa uygun şekil de tarihçi, edebiyatçı ve folklor, müzik ve el sanatlarından anlayan, maharetli öğretmenler gönderilmesi zaruridir. Yine ayrıca Kültür Merkezlerindeki lisan kurslarından mezun olanlara sertifika diploması hazırlatılarak verilmesinde psikolojik faydalar vardır. Zira kurs mezunları bunu istemektedirler.

Kültür Merkezlerinde görevli olanların maaş durumları bilhassa 2 yıldan beri artan kira fiatları dolayısıyle arkadaşlarımızın harici bir görevde perişan duruma düşmelerine sebep olmaktadır. Mesela aylık ev kiraları en mütevazı bir mesken için 75 dinardan aşağı düşmemektedirler. Dolayısiyle 130 dinar civarında maaş alan bu arkadaşlar (ki bu da yeni sayılır, birkaç evvel 100 dinar civarında idi) vazifelerini yerine getirirken perişan durumda kalmamalıdırlar. Bu husus, mevcut maaşlarına ilaveten asgari 75 dinar gibi bir ilaveyi gerektirmektedir. Ki geri kalanı ile mütevazı bir hayat yaşayabilsinler. Ayrıca vazifeli olarak gönderilen bu arkadaşların yol harçlıklarıyle birlikte defaten avans olarak ödenmesi düşünülebilir. Çünkü ev sahipleri asgari 6 ay veya yıllık kirayı peşin olarak istemektedirler. Zaman zaman hatta bu arkadaşlar maaşlarını bu ay içinde olduğu gibi alamamakta (Ocak 1976 ki bugün ayın17 sidir) veya 15-20 gün gibi bir zamandan sonra tam aylık maaş değil, bir miktar avans ile geçiştirilmektedirler. Bu durum, kesin hesapların her üç ayda bir yapılmasından ileri gelmektedir. Dolayısiyle buna çare bulmak lâzımdır.

Kültür Ataşeliği’nin durumuna gelince; İsmet Parmaksızoğlu’ndan sonra gelen (kısmen Hayri Güdenoğlu[6] hariç) hiçbir Kültür Ataşemizin adı gerek soydaşlarımız, gerekse yabancı diplomatik misyonlarca ve Irak makamlarınca bilinmemekte ve tanınmamaktadır.

Yani silik kalmışlardır. Hâlihazırdaki Ataşe olarak vazife göre Necati Çerçioğlu[7] iyi niyetli bir kimse olmasına rağmen dış misyonda ve hele Irak’ın bizim için olan özelliği dikkate alınacak olursa, yenidir. Dolayısiyle hiç bir kadro ve elemana sahip olmayan Ataşelikte Necati Çerçioğlu yalnızdır. Bunun için yukarı da adı geçen Kerkük Türk Kültür Merkezi Müdürü Abdülhadi Güzel’in bu mevzuda tecrübeli bir eleman olması hasebiyle Ataşe Muavini olarak diplomatik bir hüviyetle tayininde fayda vardır. Ayrıca Ataşelikte tecrübeli ve mahallî lisan bilen bir sekretere olan ihtiyaç kuvvetle hissedilmektedir. Halen müstahdem kadrosunda bulunan Gülcemal Soylu bu vazifeyi şeklen yapmağa çalışıyorsa da asaleten vazifeli bir elemanın ayrıca gönderilmesindeki zaruret açıktır.

Öte yandan sefaret Kültür Ataşeliği ve Kültür Merkezi Müdürlüğü üçlüsü arasında açık olarak bugüne kadar vazife, yetki münasebetleri belirlenmemiştir. Bu bakımdan zaman zaman vazifelerin yürütülmesinde aksaklık ve sürtüşmeler zuhur etmiştir. Bunun için vazife salahiyetleri, açıkça münasebetleri tanzim eden bir nizamname veya emrin gönderilmesinde de zaruret vardır.

Kültür Ataşeliğinin vazifeleri arasında olan Talebe Müfettişliği, Irak için ayrı bir özellik taşımaktadır. Zira, Bağdat içindeki üniversitelerde ve orta dereceli okullarda Türkiye’den kader kurbanı durumunda gelmiş olan gençlerimiz mevcuttur. Sayıları mahduttur. Bunlar, çok küçük yaşta buraya tahsil için aile büyükleri tarafından gönderilmiş, fakat geldikten sonra dünyanın kaç bucak olduğunu anlamışlardır. Halen teker teker hepsi üzerinde yapmış olduğumuz müşahedelerimiz şudur; buradaki durumu gördükten sonra ve delikanlı çağı gelip, meseleleri idrak ederek hepsi de memleketimiz hesabına müsbet istikamet kazanmışlardır. Bu müşahedelerimiz Bağdat’a gelen Kültür Heyetimizin de teşhisi meyanındadır. Bu münasebetle istikbalde, memleketimiz için faydalı olabilecek bu gençlerin tam mânasiyle kazanılabilmesi bakımından Talim ve Terbiye’ce muadeletlerinin bir defaya mahsus olmak üzere tanınmasında çok büyük faydalar vardır.

Muadelet meselesinin memleketimiz ve buradaki Türk Cemaatı için de ehemmiyeti büyüktür. Zira, halen Irak Üniversitelerinde profesör seviyesine yükselenlerden dahi Türkiye menşeli diplomalarının akademik kariyere mani olabilmesi mülâhazalarıyle Avrupa üniversitelerine (misal olarak daima İngiltere) muadeletlerinin denk olup olmadığına şüphe beyan etmektedirler. Bilhassa Türkiye’den mezun olan ve ihtisas yapan tabiblerin, diğer meslektaşlarının sahip olduğu bazı haklar, onların ellerinden alınmaktadır. Bu durumu, diğer tahsil çeşitleri ve ihtisaslarına da tatbik etmek istemektedirler. Bunun sebepleri şunlardır:

A) Iraklı Türklerin, Türkiye’deki tahsil diplomalarının işe yaramadığını görerek, Türkiye’ye tahsile gitmelerini temin,

b) Aynı şekilde Türkler meyanında tahsil, ihtisas ve doktora yapmaya gelen Arapların da bu işten vaz geçmelerini temin,

c) Hatta Türkiye’de okuyan Arap asıllı meslek sahiplerinin de ocaklık zihniyetiyle kendi tahsil müesseselerini müdafaa etmeye çalışırken, Türkiye lehine beyanda bulunmalarından gocunmaktadırlar.

d) Bu duruma ilaveten kendi tahsil müesseselerinin seviyelerinin düşüklüğünü örtebilmek için de bizim tahsil müesseselerini hafif göstermeye çalışmaktadırlar.

Bütün bu kültür meseleleri yanında Kerkük merkez olmak üzere Irak’ta oturan 1 milyon soydaşımızın umumi kültür meselelerine temas edelim. Bu seneye kadar Kerkük başta olmak üzere bütün Türk şehir ve kasabalarında ilköğretim Türkçe olarak yapılmaktaydı. Son iki yıldan beri çeşitli bahanelerle bu okulların sayısı indirilmiştir. Ancak bu yıl bu imkânlar da ortadan kaldırılarak, İlköğretimdeki Türkçe dersleri sona ermiş bulunmaktadır.

Buna ilaveten Türk şehir ve kasabalarında Türkçe konuşmak, telefon muhaberelerinde Türkçe kullanma emirle ve katiyetle yasaklanmıştır. Bu meyanda Türkçe plak çalmak, band dinlemek, Türkçe neşriyatı takip etmek yasaklanan hususlar meyanındadır. Türk menşeli öğretmenler Türk bölgelerinden alınarak, Arap bölgelerine ve Arap menşeli olanlar da Türk bölgelerine büyük tayin listeleri halinde gönderilmiştir. Hatta diğer mesleklerdeki Türk münevverler aynı işleme tabi tutulmaktadırlar. Yine 15 gün önce çıkarılan bir kanun ile Türk hükümetinden burs aldığı tespit edilen Türk menşeli öğrenciler için 5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası hükmü getirilmiştir. Bu hususu Türk olmayan ve fakat kendisini Türk gösteren birkaç casus talebe vasıtası ile temin etmiş bulunmaktadırlar. Bu birkaç sayılı eleman tespiti hususunda Ankara Ziraat Fakültesi doktora talebesi olan Faruk Abdullah Abdurrahman’dan bilgi alınmasının faydası vardır. Mesela burs alan öğrencilerin adına çeşitli bankaların çeşitli şubelerinde hesap açtırılarak, adlarına bursları yatırılabilir ve bu tespit önlenmiş olur. Buna benzer başka pratik çareler de düşünülebilir. Aslolan tesbitin önlenmesidir.

Yukarıda temas edilen hususların da dışında mühim bir noktayı burada belirtmekte fayda vardır. Türkiye’de yüksek tahsilini tamamlayan ve ihtisas (master veya doktora) yapanlar Irak’a döndükten sonra vazifeye alınmadan önce yapılan mülakatta Türk oldukları tespit edilince, partiye girmeleri için teklif yapılmakta kabul etmeyenlerin tayinleri yapılmamakta böylece açıkta bırakılmaktadır. Yine bu meyanda lise bitirmekte olan bir talebeye aynı şekilde Partinin gençlik kolu olan İttihat’a girmesi teklif edilmekte, kabul etmediği takdirde mezuniyeti ve dolayısiyle üniversiteye girme ihtimali ortadan kalkmaktadır. Böylece Irak Türk münevverlerinin birbirlerine karşı olan iki grup haline getirmeye çalışmaktadırlar.

Bütün bu durumlara rağmen Kültür Anlaşması’nda ve onun devamında feragatler göstererek, irtibatın devamını teminde sayılamayacak kadar büyük faydalar vardır. Çünkü, yakın irtibatlar münasebetiyle onların bize peşin hükümle ve aşağılık kompleksi içinde yapmış oldukları hücumları olgunlukla karşılayarak, “dostluk ve kardeşlik” sloganları ile kültür münasebetlerinin devamını temin zaruridir.

Birkaç nesilden beri İslam devletleriyle olan irtibat köprülerinin görmüş olduğu tahribat kısa zaman içinde hemen düzeltilecektir, diye düşünmek hatalıdır. Ancak, bıkmadan ve usanmadan bilhassa İngilizlerin açık düşmanlığına rağmen, halen kültürlerini buralarda yaymaya gayret göstermeleri bizim için nümune olmalıdır. Yalnız Milli Eğitim meseleleri değil, aynı zamanda Kültür münasebetlerinin yeniden ihyasında ve bu hususta gayrette büyük fayda vardır. Kültür merkezlerimiz sırf şekilde kalan basit lisan öğretim veya okuyup-yazma öğreten kuru müesseseler olmaktan çıkarılıp, muhteva kazandırılmalı ve kültürümüzü muhafaza tanıtma ve yayma hususuna da yöneltilmelidirler. Maalesef, şimdiye kadar bu hususta yaya kalınmıştır. Siyasi münasebetler Meyanında birbirinin mütemmim cüzi durumunda olan kültür merkezlerinin çalışmalarının ve ihya gayretlerinin neticesinde elde edilenlerin, sefaretlerimizin yapamayacağı şeyleri Kültür heyetlerinin yapabileceğine dair inancımızı kuvvetlendirmektedir. Zira, diplomatik mahfillerde kalan kuru ve gayri samimi görüşmelerin yapamadığını, kültür heyetleri (yani kültür merkezlerinde vazife gören elemanlar) muvaffakiyetle yapmışlardır. Bizim, yani Türkiye’nin Kültür hareketleri bakımından bilhassa geri kalmamız gerekmektedir. Çünkü, kültür merkezleri yaygın ve tesirli muhit meydana getirmektedirler. Bu bakımdan yeni teşekkül etmekte olan Kültür Bakanlığımızın da bu meseleye el atması icabetmektedir. Buraya gönderilecek olan ve buradaki  üniversitede ders veren elemanlar kültür merkezleri ve kültür ataşelikleri çok dikkatle seçilen, sadece bir imtihanda belirli şeyleri cevaplandırarak, muvaffak olanlardan değil, buralar hakkında yeterli bilgiye sahip, yüreklerinde hizmet aşkı olan, gayretli, enerjik, kıymetli elemanların takviyesi şeklinde olabilmelidir.

Hürmetlerimle.

 

[1] Prof. Dr. Necmettin Hacıeminoğlu (Maraş, 10.11.1932-Ankara, 26.6.1996), Malatya Darendeli’dir. Adana Lisesi öğrencisi iken M. Şevket Kutkan’ın yönlendirmesiyle yazma ve araştırmaya yönelmiştir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirmiştir. Kısa bir öğretmenlik döneminden sonra mezun olduğu bölümde öğretim üyesi olarak göreve başlamış, bir süre Trakya Üniversitesi’ndeki görevi dışında vefatına kadar aynı bölümde çalışmıştır. Mesleki çalışmaları yanında 1980 öncesi Türkiye’nin siyasi ve kültürel açıdan içinde bulunduğu anarşi döneminde kalemiyle mücadele etmiş, Türkçe hakkında makale ve kitaplar neşretmiştir. Bu hizmetlerinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Fuzuli, Milliyetçi Eğitim Sistemi, Türkçenin Karanlık Günleri, Milliyetçilik-Ülkücülük-Aydınlar, Türk Dilinde Edatlar isimli eserleri bulunmaktadır.

[2] İsmet Parmaksızoğlu (Kavala, 1924-9.1.1984),İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünden mezun olmuştur. Mesleğe 1945’te öğretmen ve kütüphaneci olarak başlamıştır. Kütüphane müdürlüğü görevlerinden sonra 1954-1956 yılları arasında Bağdat’a gönderilmiş ve Arapça öğrenmiştir. 1964’te Kütüphaneler Genel Müdürü, 1966’da Din Eğitim Genel Müdürü olmuştur. Bakanlık Müfettişliği görevine alınarak 1967-1970 yılları arasın da Bağdat’ta Kültür Ataşeliği yapmıştır. 1971’de yeniden Din Eğitimi Genel Müdürlüğü’ne getirilmiştir. Daha sonra Müsteşar muavinliği görevinde bulunmuştur. Türkiye’de Din Eğitimi (1966), Tarih Boyunca Kürt Türkleri ve Türkmenler (1983), Türklerde Devlet Anlayış: İmparatorluk Devri 1299-1789 (1982)  isimli eserleri bulunmaktadır.

[3] M. Şevket Kutkan (25.9.1911-1992), Elbistan’da doğmuştur. Yüksek öğrenimini DTCF’de yaptı. Bir süre Afyon Lisesi öğretmenliğinden sonra mezun olduğu fakültenin edebiyat bölümünde ilmi yardımcılık yaptı. Adana, Trabzon, Tarsus Liseleri öğretmenliği, Milli Folklor Enstitüsü uzmanlığı, Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği, 1970-1972 yılları arasında Kerkük Türk Kültür Merkezi Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Ergenekon Destanı-Kayının Rüyası (İstanbul,1960), Nedim Divanı’ndan Seçmeler (1981), Ziya Gökalp, Makaleler: Altınışık (İstanbul 1976) isimli eserleri bulunmaktadır.

[4] Hasan Duman (Antalya,1946), DTCF Kütüphanecilik Bölümü mezunudur. Adıyaman ve İçel Halk Kütüphaneleri müdürlüğünde bulunduktan sonra İstanbul Bayezit Devlet Kütüphanesi’nde yöneticilik yapmıştır. Bağdat Kültür Merkezi Müdürlüğü’nde görevlendirilmiştir. 1986-1990 yılları arasında Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü yapmış, 1996’da Kahire Kültür Müşaviri olmuştur. Emekli olduktan sonra kurduğu Enformasyon ve Dokümantasyon Vakfı’nda çalışmakta olup çok sayıda eseri vardır.

[5] Orhan Eyüboğlu (Samsun, 1918-30.11.1980),Hukuk Fakültesi mezunudur. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün çeşitli kademelerinde görev yapmıştır. İstanbul milletvekili olarak parlamentoda bulunmuş, Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapmıştır.

[6] Hayri Güdenoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı’nda uzun yıllar başmüfettiş olarak görev yapmıştır. Tarihçidir.

[7] Necati Çerçioğlu, önce Ergündoğan soyadını kullanmıştır. Isparta Senirkent ilçesinde doğmuştur. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunudur. Öğrencilik döneminde gençlik hareketlerini iştirak etmiş, 1951’de Türk Milliyetçiler Derneği’ni kuran derneklerden Türk Gençlik Teşkilatı’nın Ankara Şubesi Yönetim Kurulu’nda genel sekreterlik yapmıştır. Kamran İnan’ın başkanı olduğu Ankara Üniversitesi Öğrenci Birliği’nin yönetim kurulunda görev almıştır. Türk Milliyetçiler Derneği’nin 1951’de Ankara Şubesi’ni kuran müteşebbis heyetin içinde bulunmuş tur. Öğretmenliğinin ilk yıllarında bir süre Bağdat’a gönderilmiştir. Kayseri Yüksek İslam Enstitüsü Müdür Yardımcılığı, İzmir Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü, Din Eğitim Genel Müdürlüğü, Bağdat Kültür Ataşeliği yapmıştır. Bu görevinden dönüşünde bir süre Milli Eğitim Bakanlığı müfettişliği yaptıktan sonra emekli olmuştur. Ankara’da vefat etmiş, Karşıyaka Mezarlığı’nda defnedilmiştir. 

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Kerkük Kitapçısı

Türkmen araştırmacı, şair ve yazarların ölümsüz eserleri artık tek çatı altında!

Kardaşlık Dergisi
Popüler Makaleler
Popüler Haberler