BİLGESAM Ortadoğu Uzmanı

Türkmenler, ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından ülkede kurulan siyasi denklemde nüfus olarak üçüncü büyük etnik grup olmasına rağmen Şiiler, Sünniler ve Kürtlerden sonra dördüncü unsur gibi hareket etmektedir. Bir taraftan Irak’ta Türkmenlerin çoğunlukta olduğu bölgelerin ciddi anlamda demografik değişimle karşı karşıya kalması, diğer taraftan olası bir Arap-Kürt çatışması durumunda iki ateş arasında kalma ihtimalinin kuvvetli olması Türkmenlerin bölgedeki durumu ile ilgili kaygıları artırmaktadır. Ayrıca ABD’nin Irak’ı üç federal bölgeye ayırma projesi, Türkmen coğrafyasının parçalanması anlamını taşımaktadır. IŞİD’in (Irak Şam İslam Devleti) 10 Haziran 2014 tarihinde Musul’u kontrol etmesinden sonraki süreçte Türkmen ve Sünni Arap bölgelerinin ciddi zarar gördüğü söylenebilir. Türkmenlerin, Irak’ta IŞİD’in ilerlemesiyle birlikte ülke tarihinin en tehlikeli sorunuyla karşı karşıya kaldıklarını ifade etmek mümkündür. IŞİD’in ülkedeki ilerleyişinin durdurulamamasının Türkmenler özelinde iki önemli olumsuz etkisi bulunmaktadır. Birincisi, Türkmenlerin coğrafi olarak kendi bölgelerinden topluca göç etmek zorunda kalmasıdır. Bu durum orta ve uzun vadede Irak’taki Türkmen coğrafyasının bariz şekilde yok olmasına yol açabilir. İkincisi ise Türkmenlerin mezhepsel anlamda ikiye bölünmesi ihtimalidir. Mevcut durumda Türkmenler siyasi, ekonomik ve askeri alandaki zayıflıkları sebebiyle yerel, bölgesel ve uluslararası kamuoyunda dikkate alınmamaktadır. Bu analizde Türkmenlerin IŞİD’in Musul’u kontrolü sonrası genel durumu ve silahlanma süreci değerlendirilecektir. Ayrıca Kürt-Türkmen ilişkilerindeki siyasi gerilim ve Kerkük sorununun çözümü için nasıl bir adım atılması gerektiği de bu analizin konusunu oluşturmaktadır.

IŞİD Sonrası Türkmenlerin Durumu ve Silahlanması

IŞİD’in Musul’u kontrol etmesinin ardından Irak’ta en çok zarar gören kesimin Türkmenlerin olduğu ifade edilebilir. IŞİD, Türkmenlerin yaşadığı bölgelerin neredeyse tamamını kontrolünde tutmaktadır. Türkmenlerin mevcut sorunlarından birisi Şiiler, Sünni Araplar ve Kürtler gibi nizami bir savunma gücünün olmamasıdır. İkinci sorun, Türkmenlerin coğrafi olarak dağınık olması ve kendilerine has bir güvenli bölgelerinin bulunmamasıdır. Bir diğer sorun ise Türkmenlerin siyasi ve ekonomik anlamda güçsüz olması sebebiyle yerel, bölgesel ve uluslararası aktörlerin dikkatini çekememesidir. Türkmen bölgeleri özellikle 2011 yılının Aralık ayında ABD askerlerinin geri çekilmesiyle hem siyasi hem de ekonomik olarak çatışmaların merkezi haline gelmiştir. Irak’ta güvenlik sorunlarının artması Türkmenlerin durumunun daha da sıkıntıya girmesini beraberinde getirmiştir.

Öte yandan IŞİD’in Musul’u kontrol etmesi ve ülkenin diğer bölgelerine ilerlemesiyle beraber Türkmenler zorunlu göç, silahlı saldırı ve idamlarla sonuçlanan infazlar gibi oldukça ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır. Ayrıca Türkmenler, Irak güvenlik güçleri, Haşed el-Şaabi Şii milis gücü, Sünni Arap aşiretlerine bağlı silahlı milis gücü ve Peşmerge güçleri arasındaki güç ve nüfuz alanını genişletme rekabetinden de büyük zarar görmektedir. Irak’ta IŞİD ile mücadele etme konusunda oluşturulan güvenlik mekanizması yerel güçler arasında koordineli bir şekilde yürütülmemektedir. Başka bir ifadeyle IŞİD ile savaşan yerel güçler etnik ve/veya mezhepsel nitelik taşımaktadır. Böylesi bir durum karşısında Türkmenlerin de bölgelerini savunma amacıyla kendi silahlı gücüne sahip olması gibi bir ihtiyaç ortaya çıkmaktadır. Irak güvenlik güçleri, IŞİD ile mücadelede yeterli güce sahip değildir. Bu durum ise yerel milis güçlerinin oluşumunu beraberinde getirmiştir. Irak güvenlik güçleri dışında kurulan Haşed el-Şaabi Şii milis güçleri kendi bölgelerini ve Şiiler için önemli kutsal türbe ve mekânları korumaktadır. Bağdat yönetimini destekleyen Sünni Arap aşiretlerine bağlı silahlı milis güçleri IŞİD’in kontrolündeki kendi bölgelerini geri almaya çalışmaktadır. Kürtlere bağlı Peşmerge güçleri ise, Kuzey Irak Kürt yönetimi kontrolündeki Erbil, Süleymaniye ve Duhok’u IŞİD’in saldırılarından korumanın yanısıra Irak anayasasının 140. maddesi kapsamında bulunan tartışmalı bölgelerin (Kerkük gibi) güvenliğini sağlamak adına coğrafi anlamda nüfuz alanını genişletme stratejisi izlemektedir. Bütün bu grupların karşısında Türkmenlerin kendi savunma güçleri olmaması sebebiyle can ve mal güvenliklerini koruyamamaktadırlar. Kerkük’te ve diğer Türkmen bölgelerinde Peşmerge gücünün Türkmenleri de koruduğunu ifade etmek mümkündür. Fakat Peşmerge gücünün kontrol ettiği Türkmen bölgelerinin Kuzey Irak Kürt yönetimine ilhak etme çabası ve bu konuda Peşmerge’nin oluşturmaya çalıştığı psikolojik baskı, Türkmen-Kürt ilişkilerine de gölge düşürmektedir. Özellikle Kürtler, Kerkük’ün savunması için Peşmerge gücü dışında herhangi bir yerel unsurun silahlı güç kurmasına ve kentin savunulması için katkıda bulunmasına izin vermemektedir. Bu durum Türkmenlerin kendi bölgelerinde silahlı savunma gücü kuramamasının sebeplerinin başında gelmektedir. Buna karşılık Türkmenlerin silahlı güç oluşturması, orta ve uzun vadeli siyasi ve askeri stratejiye sahip olması elzemdir. Türkmenlerin silahlı gücünün kurulmasının öneminden bahsedilirken dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde sıralanabilir:

1. Irak’ta 2003 ABD işgaliyle birlikte devletin güvenlik kurumlarında başlayan etnisite ve mezhebe dayalı milisleşme süreci, IŞİD’in Musul’u kontrol etmesinden sonra yerel ölçekte milisleşmeye ve gruplaşmaya doğru gitme bağlamında hızlanmıştır. Bu nedenle Türkmenlerin de kendi can güvenliklerini ve bölgelerini korumak amacıyla Kürtler, Şiiler ve Sünniler gibi silahlı savunma gücüne sahip olması gerekmektedir. Ancak Türkmenler bir savunma gücü oluştururken kendi içinde irili ufaklı silahlı gruplara bölünmemelidir. Çünkü Türkmen siyasi hareketleri arasındaki fikir ayrılığı ve olası bir güç rekabetinin Türkmenlerin silahlı savunma gücüne de yansıma riski bulunmaktadır. Dolayısıyla bu konuda tüm Türkmen siyasi hareketleri arasında söylem ve eylem birliğine dayalı bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

2. Irak’ta oluşturulmak istenilen Türkmen savunma gücünün kurulması durumunda kısa ve orta vadede Kürtler ve Şii grupların Türkmenlerden oluşan bir tugay veya birlik kurma girişimi muhtemeldir. Şii milis gücü olan Haşed el-Şaabi içerisinde sayıları yaklaşık 3750 civarında tahmin edilen Türkmenlere özel bir askeri güç bulunmaktadır. Haşed el-Şaabi gücünün çatısı altındaki Türkmen birliği Türkmenlerin tek başına savunma gücü kurmasını zorlaştırabilir. Bu durum Türkmenler arasında silahlı çatışmaya kadar dönüşen bir kriz ortamı oluşturabilir. 1990’lı yıllardan bu yana tek siyasi yapıda beraber hareket edemeyen Türkmen siyasi kuruluşları arasında silahlı bir çatışma için zemin oluşturan planların olduğu ifade edilebilir. Bu açıdan Türkmenlerin kontrol edeceği birleşik bir silahlı savunma gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak yukarıda belirtilen risklerin giderilmesi şarttır.

3. Irak Türkmen Cephesi (ITC) bünyesinde tüm Türkmen siyasi hareketlerini kapsayabilecek bir mekanizmanın kurulması gerekmektedir. ITC’nin kendi içinde yaşadığı hiyerarşik sorunundan ötürü silahlı bir Türkmen savunma gücünü kontrol etmesi oldukça zor gözükmektedir. ITC’nin çatısı altında Kuzey Irak’ta 1990’lı yıllarda kurulan güvenlik dairesinin belli dönemlerde Türkmen yetkililerinin kontrolü dışında hareket ettiği bilinmektedir. ITC’nin silahlı bir savunma gücünü kontrol edebilmesi için öncelikle kendi içindeki hiyerarşi problemine ivedilikle bir çözüm bulması gerekmektedir.

Türkmen savunma gücünün kurulması için iki önemli noktaya daha değinmek gerekmektedir. Bunlardan birincisi finansal destek sorunudur. Türkmenlerin finans gücü çok zayıftır. Diğeri ise silah tedariki ve Türkmen savunma gücü içerisindeki silahlı unsurların eğit-donat kapsamında bölgesel ve küresel güçlerden yardım alması gerektiğidir. IŞİD’e karşı savaşan yerel güçlerin tamamına dış destek verilmektedir. İran’ın, Iraklı Şiilerin milis güçlerine silah, para, eğitim ve askeri danışmanlık desteği verdiği bilinmektedir. Kürtlere bağlı Peşmerge kuvvetlerine başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler silah, eğitim ve askeri danışmanlık gibi yardımlar yapmaktadır. IŞİD’e karşı Bağdat merkezi hükümetinin yanında savaşan Sünni Arap aşiretlerinden oluşan gönüllü milis güçlerine Bağdat’tan, Washington yönetiminden ve Körfez ülkelerinden (Suudi Arabistan, Katar) önemli ölçüde para ve silah desteği söz konusudur. Türkmenlerin önümüzdeki süreçte buna benzer bir savunma gücü kurduğu takdirde bölgesel ve uluslararası aktörlerden destek almaması durumunda büyük sorunlarla karşı karşıya kalacağı da unutulmamalıdır. Türkmen gönüllülerin Kerkük’e bağlı Beşir köyüne yönelik operasyonu sırasında uluslararası koalisyondan herhangi bir destek alamaması buna örnek gösterilebilir. Çünkü 2003’ten sonra Irak’ta hafif silahlarla donatılmış bir savunma gücü kurmak ve askeri olarak mücadele etmek güçleşmiştir. Irak’ta artık herhangi bir kesimin kendi can güvenliğini ve bölgesini savunabilmesi için ileri teknolojiye sahip ağır silahlarla donatılmış bir savunma gücüne ihtiyacı bulunmaktadır. Irak’ta eğer bir Türkmen savunma gücünün kurulması hedefiyle girişimlerde bulunuluyorsa, bu gücün öncelikle ağır silahların tedariki konusunda bölgesel ve küresel güçlerden yardım talebinde bulunulması gerekmektedir. Aksi takdirde Türkmen halkının, kurduğu savunma gücü sebebiyle dış saldırılara daha çok maruz kalma olasılığı gözden kaçırılmamalıdır.

Kerkük Ekseninde IŞİD-Türkmenler-Kürtler Denklemi

Irak’ın terör sorunu kadar karmaşık bir başka sorunu olan Kerkük meselesinin yakın dönemde çözüme kavuşması oldukça zor görünmektedir. ABD, Kürtlerin işgal sonrası kurulan siyasi sürece destek vermesi amacıyla Irak anayasasının 140. maddesiyle Kerkük sorununun çözüme kavuşması için normalleşme, nüfus sayımı ve referandumun yapılmasını gündeme getirmiştir. Ancak söz konusu maddenin hayata geçirilmesi sürecinde Iraklı tüm taraflar arasında uzlaşı sağlanamayınca 31 Aralık 2007 tarihinde bu madde zaman aşımına uğramıştır. Kerkük 140. maddeyle beraber üç aşamalı plan çerçevesinde yapılması öngörülen referandum ile Bağdat’a veya Kuzey Irak Kürt yönetimine bağlı olacaktı. Referandum sadece Kerkük halkının katılımını öngörmüştür. Ancak bu referandum yalnızca Kerkük halkının değil tüm Irak halkının katılımıyla gerçekleşmeli ve kentin geleceğine yönelik ortak bir irade ortaya konmalıdır. Zira 2003 işgali sonrası Kerkük’ün Kürtler tarafından demografik yapısı değiştirilmiştir. Kerkük’ün geleceğini belirleyen referanduma yalnızca kentteki etnik grupların katılımı öngörülüyor ise güçlü olanın demografik yapıyı değiştirmesini de beklemek gerekmektedir. Ayrıca referandumun Irak halkının geneline açılması durumunda Kerkük’teki etnik unsurlar arasında dengelerin sağlanması ihtimali bulunmaktadır. Bu bakımdan Kerkük’ün geleceğine yönelik olası bir referanduma tüm Irak halkının katılması elzemdir.

Öte yandan IŞİD’in Musul’u kontrolünden sonra 12 Haziran 2014 tarihinde Kerkük’ten Irak ordusunun çekilmesi ve yerini Peşmerge güçlerine bırakması önemli bir gelişme olmuştur. Peşmerge güçlerinin Kerkük’ün tüm güvenliğini üstlenmesi ve IŞİD’in kente girmesini engellemesi Türkmenleri rahatlatmaktadır. Ancak Peşmerge gücünün kentin güvenliğini sağlamasıyla Kürt siyasi partileri tarafından Kerkük’ün adeta Kuzey Irak Kürt yönetimine bağlandığı yönünde açıklamalar yapılması Türkmenleri tedirgin etmektedir. Türkmenlerin temel amacı Kerkük’ün örnek bir kardeşlik şehri olması ve idari olarak Bağdat’a bağlı olmasıdır. Irak’ta genel anlamda Türkmen-Kürt ilişkilerindeki en büyük sorun Kerkük’tür. IŞİD’in ülkedeki ilerleyişinin ardından Kürt siyasi partileri Kerkük’ün idari yapısında ortak bir paylaşımı kabul etmemektedir. Hâlbuki 26 Temmuz 2008 tarihinde İller, İlçeler ve Nahiyelerle ilgili 36 No’lu kararla birlikte yerel seçimler yasasının 23. maddesi Türkmen-Kürt ve Arap parlamento üyelerinin uzlaşması sonucunda onaylanmıştır. Söz konusu maddenin 1. fıkrası gereğince, Kerkük ilinin idaresi, güvenliği ve genel kamu görevlerinin Türkmenler, Kürtler ve Araplar arasında ortak paylaşımını öngörmüştü.[1] Buna ilave olarak ABD’nin 2011 yılında Irak’tan askerlerini çekmesi ve bölge ülkelerinin dış politikasının Arap ülkelerinde yaşanan Arap uyanışına odaklanması, Kerkük’teki idari dengelerin de değişmesini beraberinde getirmiştir. Kerkük’ün idari yapısındaki önemli gelişmelerden birisi Kerkük İl Meclisi Başkanlığı’na ITC’nin adayı Hasan Turan’ın getirilmesidir. İl Meclis Başkanlığı’nın Türkmenlere verilmesiyle birlikte Türkmen-Kürt ilişkilerinde de normalleşme sürecinin başlayacağı yönünde bir umut doğmuştur. Fakat bu umut çok uzun sürememiş, Türkmenler 2012 yılından sonra Kerkük’ün idari paylaşımında hak ettikleri kilit görevleri kaybetmeye başlamıştır. 2013 yılında Kerkük İl Eğitim Genel Müdürü Şen Ömer Mübarek´in emekliye ayrılmasının ardından Türkmen müdürün yerine Arap kökenli müdür getirilmiştir. 30 Nisan 2014 tarihinde Irak’ta yapılan genel seçimlerinde Kerkük İl Meclisi Başkanı Hasan Turan’ın (Türkmen) milletvekili olmasıyla birlikte yerine vekâleten yardımcısı Rebvar Talabani geçmiştir. 24 Haziran 2014 tarihinde Kerkük’te uğradığı suikast sonucunda hayatını kaybeden Kerkük İlçe Meclisi Başkanı Münir Kafili’nin yerine yine bir Kürt atanmıştır.

Kerkük’ün idari paylaşımında görev alan Türkmenler; yetkilinin emekliye ayrılması, milletvekili olması veya suikast sonucunda şehit edilmesi sonucunda kentin idaresindeki görevlerini kaybetmeye başlamışlardır. Bunun yanı sıra Peşmerge güçlerinin Kerkük ve tartışmalı bölgelerin güvenliğini sağlamasıyla beraber bu bölgelerin artık Kuzey Irak’a bağlı olduğunun ilan edilmesi Türkmen-Kürt ilişkilerinde gerginliğe neden olmuştur. Şu noktaya dikkat çekmekte yarar vardır ki hiç kimse kendi yaşadığı topraklar üzerinde bir başkasının hegemonya kurmasına veya hakkının elinden alınmasına müsaade etmez. Bu bağlamda Kerkük’ün Türkmenlerin, Kürtlerin ve Arapların bir arada yaşadığı bir kent olduğu gerçeği hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.

Kerkük Mayıs 2015 içerisinde iki önemli gelişmeye sahne olmuştur. Birincisi, Kerkük Üniversitesi rektörlüğü görevine Bakanlar Kurulu kararıyla getirilen Türkmen kökenli Prof. Dr. Abbas Taki’nin, 4 Mayıs 2015 tarihinde Kürt öğrenciler tarafından makam odasının basılması ve silah zoruyla istifa etmesidir. Taki, daha sonra yaptığı basın açıklamasında Celal Talabani’nin partisinin Kerkük il teşkilatında görevli olanlar ile üniversitedeki bazı Kürt öğrencilerinin de aralarında bulunduğu silahlı kişiler tarafından istifaya zorlandığını ifade etmiştir.[2] Diğer gelişme ise, 28 Mayıs’ta Kerkük İl Meclisi’ndeki Türkmenlerden oluşan bir heyetin ITC sözcüsü ve meclis üyesi Ali Mehdi başkanlığında Erbil’i ziyaret etmesidir. Türkmen heyeti, Erbil’de Kürt Parlamentosu Başkanı Yusuf Muhammed’i ziyareti sırasında Kerkük’ün özerk bir bölge olması için bir proje sunmuştur. Buna göre Kerkük’ün özerk bir bölge olması durumunda bölge başkanlığı, 13 bakanlıktan oluşan hükümet ve 100 sandalyeli bir parlamento meydana getirilecektir. Mehdi ayrıca Kerkük’ün özerk bir bölge olması durumunda parlamentoda 32 Türkmen, 32 Kürt, 32 Arap ve 4 Hıristiyan, Bakanlar Kurulu’nda ise 4 Türkmen, 4 Kürt, 4 Arap ve 1 Hıristiyan olacağını belirtmiştir.[3] Bu ziyarete karşılık ITC Başkanı ve Kerkük Milletvekili Erşad Salihi yayınladığı bildiride, Kerkük sorununun Kürt parlamentosunda değil, Irak parlamentosunda tartışılması gerektiğini savunarak Kerkük İl Meclisi Türkmen heyetinin Erbil’i ziyaretini eleştirmiştir.[4]

Kerkük sorununun çözümü için özerk bir bölge projesi geliştirmek yerine kentteki siyasi tarafların Türkmen-Kürt ilişkilerinde yaşanan gerilimin giderilmesi için çaba harcamasının daha faydalı olacağını söylemek mümkündür. IŞİD’in Irak’taki tüm iç dengeleri değiştirdiği bir dönemde, ülke genelinde ve Kerkük idaresinde zayıf konumda olan Türkmenlerin Kerkük’ün geleceğine ilişkin herhangi bir proje veya plan sunması doğru değildir. Bunun iki önemli nedeni vardır. Bunlardan birincisi, IŞİD sonrası Irak’ta Bağdat hükümetinin ciddi derecede zayıflamasıdır. Bağdat hükümetinin artık Kuzey Irak Kürt yönetimi üzerinde bütçe kesme dışında herhangi bir siyasi veya askeri baskı kurma gücü bulunmamaktadır. Diğeri ise, Peşmerge gücünün Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerde etkin olması ve denetiminde tuttuğu bölgelerin Kürt yönetimine bağlanması için çalıştığından ötürü artık Türkmenlerin sunduğu bir projeyi şu aşamada dikkate almayacağı gerçeğidir. Başka bir ifadeyle IŞİD sonrası Irak’ta ortaya çıkan boşluktan faydalanan Kürt yönetiminin Kerkük’ün kaderiyle ilgili Türkmen projesini bu aşamada değerlendirmesi oldukça zordur. Keza Türkmen heyetinin Kürt Parlamentosu’nda sunduğu Kerkük projesini gündemine almadığı görülmektedir. Ayrıca Orta Doğu’daki gelişmelerden dolayı başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinin Kerkük sorununa ilgisi ve etkisi eski dönemlere nazaran zayıflamıştır. Kendi içerisinde etnik ve mezhepsel manada fiilen üç bölgeye parçalanmış Irak’a artık bölge ülkelerinin hamilik yapmak istemediğini, yalnızca Irak’taki güç mücadelesi içinde yer aldıklarını söylemek zor değildir. Dolayısıyla Türkmen heyetinin Erbil’i ziyareti sırasında sunduğu Kerkük projesi, hem Irak’ın geneli açısından hem de Türkmenler bakımından yangını körüklemek anlamına gelmektedir. IŞİD’in ülkedeki ilerleyişi ve Bağdat merkezi hükümetinin zayıflaması sebebiyle Kerkük için özel statü projesini de hayata geçirme ihtimali oldukça düşüktür.

Bunun yanı sıra Türkmenlerin kentteki bir üniversiteye rektör olarak atanması ve Kerkük İl Meclisi Başkanlığı’nın Türkmenlerin kentin idari paylaşımında en doğal hakkı olmasına rağmen Kürtler tarafından bu duruma karşı çıkılması krizin derinleşeceğinin habercisidir. Kerkük sorunu sadece Türkmenler ve Kürtler arasında bir sorun değildir. Aynı zamanda KYB, KDP ve Goran Hareketi ilişkilerinde de Kerkük meselesi gündemi işgal etmektedir. Kerkük sorununun çözümü noktasında Kürt partileri arasındaki iç dengeler ile Kerkük’teki Arapların genel tutumu dikkate alınarak bir Türkmen stratejisinin belirlenmesi gerekmektedir. Diğer yandan Türkmen heyetinin Erbil’de sunduğu Kerkük projesine ITC Başkanı Erşad Salih’den eleştiri gelmesi Türkmen siyasi karar mercileri arasında görüş birliğine varılamadığının da göstergesidir.

Sonuç ve Senaryolar

IŞİD’in, Musul’u kontrol etmesinin ve ülkede hareket alanını genişletmesinin ardından Irak’ın siyasi dengesini değiştirdiği bir gerçektir. Bağdat hükümeti, 8 Eylül 2014 tarihinde Başbakan Haydar el-Abadi’nin başkanlığında uzlaşıyla kurulmasına rağmen ülkedeki sorunların çözümü için herhangi bir adım atamamaktadır. IŞİD’in ilerleyişiyle birlikte Irak pek çok sorunla karşı karşıyadır. Diğer meselelerde olduğu gibi Kerkük sorununda da hükümetin çözüm için herhangi bir plan ve projesinin bulunmadığı görülmektedir. Abadi hükümetinin önceliği IŞİD’in kontrolündeki bölgelerin geri alınması ve Bağdat-Erbil ilişkilerindeki petrol krizinin ve mali krizlerin giderilmesidir. Irak’ın altı vilayetinde IŞİD etkin olduğu ve Irak güvenlik güçleri örgütle mücadele ettiği müddetçe Bağdat hükümeti, Kerkük ve diğer tartışmalı bölgelerle ilgili Erbil yönetimi ile çatışmaya girmek istemeyecektir. 

Ayrıca ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgal etmesi ve Irak anayasasının 140. maddesi çerçevesinde tartışma konusu olan Kerkük’ün statüsü ve geleceğiyle ilgili pek çok senaryo söz konusudur. Bu senaryoları şu şekilde sıralamak mümkündür:

a. Kerkük’ün Bağdat’a bağlı kalması veya özel statüye sahip olması senaryosu: Bu senaryo Türkmenlerin lehine olan en makul çözümdür. Çünkü Kerkük’ün her ne şekilde olursa olsun Bağdat’tan koparılması Türkmenler açısından vahim sonuçlar doğurabilir.

b. Kerkük’ün Kuzey Irak Kürt yönetimine bağlanması senaryosu: Bu senaryonun Kerkük’te Türkmen, Kürt ve Araplar arasında bir uzlaşma sağlanamadan hayata geçirilmesi, kentte iç savaşa yol açabilecek niteliktedir. Söz konusu tablo Kürtlerin lehine olmayacaktır. Başka bir ifadeyle Kerkük’te çıkması muhtemel bir iç çatışmanın Kürtler için de olumsuz sonuçlar doğuracağını ifade etmekte fayda vardır.

c. Kerkük’ün tek başına özerk bir bölge olması senaryosu: Buna ne Türkmenler ne Kürtler ne de Araplar karar verebilir. Bu proje uygulandığı takdirde Kerkük’ün Irak’tan kopmasına sebep olabilir. Bu senaryonun Kerküklü tüm taraflar arasında uzlaşıyla kabul edilse bile kısa vadeli olma olasılığı yüksektir. Kürtler bu senaryoyu ilk etapta uygulamak isteyebilir. Bu şekilde Kerkük’ün Kuzey Irak’a bağlanması kolaylaşacaktır. Hatta Kürt yönetimi Kuzey Irak’a bağlı bir özerk Kerkük bölgesine olumlu bakabilir. Çünkü Kürt yönetimi, Kürdistan’ın bağımsızlığını ilan ederse Irak topraklarında üniter bir devlet olarak ortaya çıkacaktır. Kürtlerin yıllardır yaşadıkları ülkelerde savundukları özerk/federal sistemden sonra üniter bir devlet kurmaları zor görünmektedir. Bu nedenle Kerkük’ü özerk bölge olarak kuzeye bağlamak ve muhtemel bir Kürdistan devletinin üniter yapısını korumak Iraklı Kürtler açısından daha kolay olacaktır. Bu bakımdan Kerkük’ün özerk bir bölge olması Kürtlerin çıkarınadır.

Yukarıda belirtilen senaryolar değerlendirildiğinde, Türkmenlerin Kerkük’ün geleceğine dönük geliştirmeleri gereken en önemli stratejilerden biri de Kerkük’te olası bir referanduma tüm Irak halkının katılımı olmalıdır. Türkmen siyasi karar mercilerinin Kerkük’ün geleceğine ilişkin projelerini mevcut durumda öne sürmekten kaçınmaları daha uygun olacaktır.

Kaynak: www.bilgesam.org

 

 

[1]Ali Semin, Kuzey Irak Seçimleri, Türkmenler ve Kerkük Sorunu, http://www.bilgesam.org/incele/198/-kuzey-irak-secimleri–turkmenler-ve-kerkuk-sorunu/#.VYwBnRvtmko, (Erişim: 16.06.2015).

[2] Habib Hürmüzlü, Kerkük Üniversitesi Rektörü Olayı ve Kerkük’teki Dengeler, http://www.orsam.org.tr/tr/OrtadoguTurkmenleri/yazigoster.aspx?ID=167, (Erişim: 20. 06. 2015).

[3] تقديم مشروع “إقليم كركوك” إلى برلمان كوردستان, http://rudaw.net/arabic/kurdistan/0406201510, (Erişim: 10.06.2015).

[4] ارشد الصالحي ينتقد زيارة وفد الكتلة التركمانية الى برلمان كردستان, http://today-news.org/news.php?NewsID=2456,(Erişim:15.06.2015).

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments

Kerkük Kitapçısı

Türkmen araştırmacı, şair ve yazarların ölümsüz eserleri artık tek çatı altında!

Kardaşlık Dergisi
Popüler Makaleler
Popüler Haberler